GÜZELLİK ÇAĞIYLA BAŞA ÇIKMA ÇABASI: YEME BOZUKLUKLARI

İçindekiler

GÜZELLİK ÇAĞIYLA BAŞA ÇIKMA ÇABASI: YEME BOZUKLUKLARI

Tarih boyunca toplumlar tarafından ideal vücut üzerine belirli standartlar oluşturulmuştur. Özellikle kadın vücuduna yönelik ortaya atılan ideal fiziksel görüntünün zaman içerisinde farklılaştığına tanık oluyoruz. Bu farklılaşma zayıflama yönünde gerçekleşiyor. 17. yüzyılda çizilen tablolardadaki kadınlar bugünün standartlarına göre tombul kadınlardır. 1950’lerde kadınların ideal ağırlığı, bugünlerde yaşayan kadınların ideal ağırlığından oldukça fazladır. Playboy dergisinin kapağında yer alan modellerin geçmişle bugüne yakın bir tarih aralığında değerlendirildiğinde gittikçe zayıfladığı gözlemlenmiştir.

Toplumsal standartların bu denli zayıflık yönünde ilerlemesine tezat oluşturacak bir durum olarak obezitenin yaygınlığı da dikkat çekiyor. İnsanlar gittikçe daha kilolu hale geliyor. Bu bilgiler ideal olarak belirlenenle gerçeklik arasındaki büyük çelişkiyi gözler önüne seriyor. Bu çelişki çoğu zaman yeme bozukluluklarının başlangıcı olabilecek uzun süreli ya da obsesif diyet ile sonuçlanıyor. Zayıflıkla ilgili sosyal idealler insanların şişman olma korkusunu öğreten bir araç işlevi görüyor. Yapılan araştırmalar zayıflığın öneminin bu denli vurgulanmasının yeme bozukluklarında rol oynadığını destekliyor.

Yeme bozuklukları en yaygın kadınlarda ve ergenlik döneminde karşımıza çıkıyor. Bunun sebebi olan ve değişime oldukça direnç gösteren bir sosyokültürel etmen kadının nesneleştirilmesidir. Medya içeriğinde yer alan bu tarz mesajlar sebebiyle kadın kendini başkalarının gözünden değerlendirir ve dolayısıyla kendi bedeninden utanır hale gelir.  Yapılan araştırmalar da kendi bedeninden utanmanın bozuk yeme davranışı ile ilişkili olduğunu gösteriyor. Ergenlik döneminde karşımıza çıkması durumunun beden memnuniyetsizliği, zayıf olmakla ilgili aile veya akranları tarafından yöneltilen tepkilerle baskı altında hissetme gibi faktörler tarafından desteklendiği düşünülüyor.

Yeme bozukluklarına biraz daha yakından bakıp klinik anlamda incelemek istersek en temel 3 bozukluk olarak karşımıza şunlar çıkıyor:

  1. Anoreksiya Nervoza
  2. Bulimia Nervoza
  3. Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu

1)ANOREKSİYA NERVOZA

Bu tanıyı almak için gerekli 3 temel semptom vardır. Bunlardan ilki sağlıklı beden ağırlığını sağlayan davranışların kısıtlamasıdır. Birey alması gereken besin miktarının çok altında bir besin tüketimi yapar. Vücut ağırlıkları sağlıklı olanın önemli derece altındadır. Diyet yapma, en tipik davranıştır. Ancak kendini kusturma, müshil veya idrar söktürücü ilaçlar kullanma gibi davranışlar da gözlemlenir. İkinci semptom kilo almakla ilgili yoğun bir korku duygusudur. Ne kadar kilo verirlerse versinler bu korkuları sona ermez. Diğer semptom beden algısının bozulmasıdır. Anoreksik kişiler gözle görülür şekilde aşırı zayıf bir durumda bile çok kilolu olduklarını iddia ederler. Sürekli bedenlerinin belirli bölümlerini ölçerek kendilerini eleştirirler.

Bu hastalığa sahip bireyler yaşamlarında vücutları dışındaki her şeyin kendi kontrolü dışında olduğunu hissederler. Bu yüzden bedenleri üzerinde sıkı bir öz kontrol kurabilmek kendilerini başarılı ve iyi hissetmelerini sağlar. Genellikle takıntılı, uyumlu ve duygusal anlamda içine kapanık olarak nitelendirilirler.  Mükemmelliyetçilik ve yetersizlik algısı kişinin kafayı görüntüsüne takmasına ve anoreksiya nervoza geliştirmesine sebep olabilir. Ayrıca bu kişilerde aşırı aktivite davranışı da gözlemlenebilir. Genelde kıpır kıpır ve huzursuz olabilirler. Bazı obsesif davranışlar gösterebilirler (biriktirme gibi). Artan sinirlilik, kaçınma, sosyal geri çekilme ve ilgi alanlarının daralması gibi davranışlara da tanık olunabilir.

Anoreksiklerin temel davranışı yeme eyleminden uzak durma çabası gibi gözükse de gerçekte yemekle çok fazla ilgilenirler. Sürekli yemek düşünürler, yemek dergileri okurlar ya da aileleri için lezzetli yemekler hazırlamak isteyebilirler.

Hastalığın seyri incelendiğinde bu hastalıkla baş etmeye çalışan inanların genellikle %50 ile 70 kadarının zamanla iyileştiği görülür. Ancak iyileşme süreci 6-7 yıl kadar sürebilir. Ayrıca %50 sinde de nüks görülür.

2) BULİMİA NERVOZA

Anoreksia’dan en büyük farkı aşırı kilo kaybı gözlenmemesidir. Bu bozukluk aşırı miktarda yiyeceğin çok kısa sürede tüketilip sonrasında kilo almamak için telafi edici davranışların (kusma, aç kalma, aşırı egzersiz ) sergilendiği takip eden dönemlerden oluşur. Buna tıkınırcasına yeme denir. Birey tıkınma esnasında kontrol kaybı yaşadığını, yerken duramayacağını hisseder. Tıkınma davranışı genelde gizli yapılır ve stres anlarında olumsuz duygularla başa çıkmak için ortaya çıkar. Tıknırcasına yeme sonrası hastalığın ikinci aşaması olan çıkarma davranışı gerçekleşir. Çıkarma kusma, müshil kullanma vb. şekilde gerçekleşebilir. Bu davranış alınan kalorilerin etkisini ortadan kaldırmak için yapılır.

Bulimikler kendilerine dair değerlendirme yaparken beden şekilleri ve kilolarını çok önemserler. Çünkü kiloları ve vücut şekilleri kendilerinin diğer özelliklerine göre daha kontrol edilebilir durumdadır. Olumsuz duygulanımlarının sonucunda kilo vererek kendilerini iyi hissetmek için gıda alımlarımlarını katı bir şekilde kısıtladıkları diyetlere başvurular. Bu diyet bir noktada kaçınılmaz olarak bozulur ve tıkınırcasına yemenin ardından çıkarma davranışlarına yol açar. Çıkarma davranışları çok fazla yemek yemenin yarattığı kaygıyı ve olumsuz ruh halini geçici olarak ortadan kaldırsa da özsaygıyı azaltır ve daha çok çıkarma davranışına yol açar. Böylece arzu edilen vücut ağırlığı korunmuş olsa da ciddi tıbbi sonuçları olan kısır bir döngü oluşur.

3) TIKINIRCASINA YEME BOZUKLUĞU

Tıkınırcasına Yeme Bozukluğun’nun anoreksiya nervozadan en temel farkı kilo kaybının olmaması, bulimiadan farkı ise telafi edici kusma, aç kalma, aşırı derecede egzersiz yapma gibi davranışların gözlenmemesidir. Kontrolün kaybedildiği tıkınırcasına yeme dönemleri şeklinde gerçekleşir. Birey her zamankinden daha hızlı ve doymasına rağmen çok miktarda yemeği tüketebilir. Yemeğin çok miktarda olmasından utanıp tek başına yemek yemeyi tercih edebilir. Tıkınırcasına yeme davranışından sonra suçlu ya da depresif hissedebilir. Bu bozukluğa sahip kişiler genelde obez kişilerdir.

Bulimia ve tıkınırcasına yeme bozukluğunda tıkınma davranışının stres gibi olumsuz duyguları düzenleme ve üstesinden gelme amacıyla gerçekleşmesine rağmen yapılan araştırmalar kişilerin tıkınmadan sonra daha fazla olumsuz duygu hissettiğini gösteriyor. Ayrıca dikkat, hafıza ve problem çözmenin yeme bozukluğu olan insanları nasıl etkilediğini çalışmak amacıyla yapılan araştırmalar gösteriyor ki; yeme bozukluğu olan kişiler, yiyeceklere ve beden imajı ile ilişkili şekillere daha çok dikkat ederken aynı zamanda bunları daha iyi hatırlıyor. Bu bulgular, bu kişilerin hafızalarının yemek ve beden imajına karşı yanlı olduğunu gösteriyor.

Bu yazıda yeme bozukluklarının sosyokültürel etmenlerinden bahsettik ve klinik incelemelerini yaptık. Ancak yeme bozukluklarının etiyolojisini genetik, nörobiyolojik, kişilik etkileri, aile özellikleri gibi başka etmenler açısından da değerlendirebilieceğimizi söylemekte fayda var.

KAYNAKÇA

Kring, A. M., Johnson, S. L., Davison, G., & Neale, J. (2015). Anormal psikoloji. Muzaffer Şahin (Çev. Ed.), Ankara: Nobel.

Oltmanns, F. T., Martin, T. M., Neale, M. J., & Davidson, C. G. (2018). Anormal psikolojide vaka çalışmaları. Muzaffer Şahin (Çev. Ed.), Ankara: Nobel.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bültene Abone Ol
en son haberleri, duyuruları, ilanları, etkinlikleri almak için abone ol
İstediğiniz zaman abonelikten çıkabilirsiniz