Mutlu Başlangıçlar

Mutlu Başlangıçlar

İnsanları kör eden bir kötülük; belki de asla bitmeyecek olan. Anlam veremiyorum. Elde etmek istedikleri ne? Ufak bir şakadan ibaret değil ki. Hiç değil hem de. Gülmüyor, gözyaşlarına boğuluyoruz.

Yıllardan beri süregelen savaşlar. Ne yazık ki yaşanıp bitmedi. Yaşanıp bitmemesinin yazık olması, ne tuhaf değil mi? Acı verici aslında daha çok. Sanki cümle şunu kastediyor: yaşanıp bitseydi sorun yoktu. Peki, doğru bir şey mi bu? Bunun, geçmiş zamanda savaşta yer almış birine söylendiğini düşünün. Herhangi biri olur. Savaşta olup da acı çekmemiş biri olduğuna kimse inanmaz. Acı vardır mutlaka. Kan dökülmüştür çünkü; ya birileri ya da bir yer için. Birileri, bizler oluyoruz; bir yer ise üzerinde yaşadığımız topraklar.

Zamanında bedelini ödeyen insanlar var olduğu için hayattayız. Ama sonuçta yaşandı bitti, öyle mi?  Herhalde geçmiş zamandaki ziyaretçimiz, son derece önemli bir konunun, şimdiki zamanda bu kadar önemsiz görüldüğüne üzülecektir. Açıkçası tam bir hayal kırıklığı. Yıkılacaktır. Yazdığım cümlenin, birilerinin canını neden yakabilecek olduğunu anlamışsınızdır diye düşünüyorum. Bu ‘birilerinin’ yaşama zorunluluğu olduğunu söylemediğimi de belirtmek isterim.

Aslında demek istediğim, yalnızca geçmişten birinin değil; bizim de canımızı yakıyor olması gerekir. Geçmişte yaşananlardan bağımsız değiliz. Öylece kendimizi bulmadık şu anki yaşantımızda. Kimsenin yaşanan acıları, dökülen kanları unutmaya hakkı yok. Yaşanan olaylarla tabii ki bağımız var. Kendimizi bencilce soyutlamak, o verilmiş canlara haksızlık olur. Ölenler yabancı değillerdi. Bir insanın ailesiydi can veren; annesi, babası, kardeşi, kardeşleri. Bir insandı can veren. İnsan insana yabancı olur mu?

Yıllardan beri süregelen savaşlar. Ne yazık ki geçmişte de yaşandı, günümüzde de yaşanmakta. Oysa çözümün en vahşi olanına gerek duyulmasaydı keşke hiçbir zaman, hiçbir zamanda. Savaşların vahşi yanı, masum insanların canını almasından geliyor sanırım en çok.

Masum yere ölen onca kadın ve çocuğun hesabını kim veriyor bize? Onların suçu neydi? Lütfen, biri çıkıp söylesin. Mantıklı tek bir şey. … Derin bir sessizlik. Zaten patlayan bombaların, havada uçuşan mermilerin çıktığı silahların yarattığı gürültüden sonrasının sesi, duyulamayacak kadar az. Neden peki? Saçma metal parçaları bir insanın acısından daha mı güçlü? Değil elbette. Neden herkes son soruma gayet bilir ve emin cevap verirken masumların canına neden kıyıldığına dair en ufak bir şey söyleyemiyor?

O çocukların gözlerinin önünde, yerde yatan ölü bedenler var. Kafalarını yastığa uyumak için koyduklarında huzurlu değiller. Ama sadece çocuk. Oyun oynayıp eve yorgun gelmiş olması gerekiyor, kafasını yastığa koyar koymaz uykuya dalması gerekiyor; kâbuslar görüp dehşet içinde uyanması ya da en ufak seste irkilmesi değil. Bir çocuk pazara gittiğinde, alışverişe gittiğinde annesini kaybeder; savaşta değil.

Bunları hak edecek ne yapmış olabilirler? Ölüm, hak edilmez ki. Hiçbir canlı ölümü hak ettiği gerekçesi öne sürülerek canından olamaz. Olmamalı. Hiç kimsenin bir canlının yaşamını sonlandırmaya hakkı olamaz ve bu savunulamaz. Bu, olan en korkunç şeydir. Keşke hatırlasak, en karanlık ruhları bile sevginin kurtarabileceğini. Bu düşünceyi yaysak, haykırsak evrene.

Acının sesi, derin bir sessizlik içinde hâkim. Çocukların gözyaşı, binlerce insanın feryadı engel olamıyor, bu iğrenç faşizme. Maruz kaldıkları tahakküm, yeterince acı verici gelmiyor mu yoksa? Sızlamıyor mu vicdanlarınız? Hayır, gerçekten; imkânı yok. İnsanlar ölüyor. İnsanlar öldürülüyor. Çektikleri acıları anlamaktan bahsetmiyorum, tahmin bile etmek zor ama kalbiniz ufacık da olsa bir acı hissine, bir şefkate, bir merhamete yer açtıysa ne güzel. Şimdi büyütün o yeri. Biraz empati işinizi görecektir muhtemelen. Hissedebilmek iyi bir adım.

Acılarına ortak olup yaralarını sarmalıyız. Belki tamamen geçmez, ki elbette geçmez fakat biraz olsun iyileştirir. Bir savaştan geriye hem çok şey hem de çok az şey kalır. Kalan çok şey, acı ve yalnızlıktır. Kalan çok az şey, belki de tükenen ise umut ve inançtır. Yalnızlıklarını inançla sarmalıyız. Çünkü birinin sana inandığını bilmek, yalnız olmadığının kanıtıdır. Kalpteki acılarını ise umutla yeşerterek iyileştirmeliyiz. Hep birlikte durursak umudu da inancı da sağlayabiliriz.

Aslında kahramanlar kimdir biliyor musunuz? Umut veren, ışık yayanlardır. Işık, karanlığı yok edemez. Sadece daha fazla ışık yaratabilir. Masumların ölmediği bir evren, kesinlikle daha yaşanılabilir olurdu fakat kaçınılmaz gerçekleri de görmezden gelmek iyimserlik değil, kendini kandırmak olacaktır. Yine de bizler, farkında bireyler olarak; masumları yaşatmayı tercih ederek, onların da dünyadaki tüm insanların yaşamaya hakkı olduğu gibi özgürce yaşayabilme haklarını, gayet bilinçli bir şekilde kabullenip tüm kahramanların yapması gerekeni yapalım. Umut verelim. Ne olursa olsun.

Mutlu sona ulaşır mıyız, bilmiyorum? Aslında mutluluğu sonda görmüyorum. Mutlu sonu görmek değil de mutlu bir başlangıç hayal etmek daha heyecanlı. Sihirli. “Mutluluk nerede peki?” derseniz, birlikte olmakta. Mutluluk, sonda değil; birlikte olmakta. Dünya sorunsuz bir yer olur mu emin değilim; fakat birlikte olduğumuz sürece daha çok kişinin mutlu başlangıcına kavuşacağına eminim.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bültene Abone Ol
en son haberleri, duyuruları, ilanları, etkinlikleri almak için abone ol
İstediğiniz zaman abonelikten çıkabilirsiniz