Harlow’un Maymun Deneyi ve Bağlanma Kavramı
İçindekiler
Harlow’un Maymun Deneyi ve Bağlanma Kavramı
Merhaba sevgili okuyucu, ben psikolog Nihan Pasafçıoğlu. Psikoloji bilimi, gelişimi boyunca farklı deneylerle sınanmış, bu deneyler doğrultusunda temeli atılan kuramlarla günümüze ulaşmıştır. İnsan ilişkilerinde önemli bir kavram olan bağlanma ve kuramı da böyle bir deneye dayanıyor diyebiliriz. Bu yazımda sizlere Harlow’un yavru maymunlarla yaptığı deneyi ve sonuçlarını aktarmaya çalıştım.
İyi okumalar 🙂
Harlow Deneyinde Maymunlara Ne Yaptı?
Harry Harlow bebekler ve anneleri arasındaki ilişkinin ve sevginin bebekleri ne şekilde etkilediğini araştırmak istedi. Bunun için insan yavrularını kullanması uygun olmayacağından insan türüne en benzer canlılar olan maymun yavrularını kullandı. Rhesus maymunlarının yavrularını doğdukları an itibariyle annelerinden ayırarak farklı bir ortama alan Harlow, bu sayede annelerinden uzak kalan bebek maymunların davranışlarını incelemeye aldı.
Bu incelemelerin ilkinde ve deneyin ilk kısmında annelerinden ayrı kalan bebek maymunların maketten yapılmış anne figürleri arasından hangisini tercih edeceği gözlemlendi. 1. tip maket anne, şekil verilmiş tellerden oluşan ve üzerinde bebek maymunların beslenmesini sağlayacak bir biberon tutturulmuş, doyurucu konumdaki figürdür. 2. tip maket anne ise şekil verilmiş tellerin üzeri tüylü, yumuşak bir kumaşla kaplanmış ancak üzerinde biberon bulunmayan, sıcaklık hissettiren konumdaki figürdür.

İki maketin de yer aldığı ortamda maymunların hangisini tercih edeceği gözlemlenmiştir. Burada maymunların çoğunluğunun yumuşak tüylü anne modeline sarılmayı tercih ettiği, karnını doyurmak için diğer makete önce gidenlerin ise karnını doyurup diğer yumuşak tüylü makete yöneldikleri görülmüştür. Yani bebek maymunların çoğunluğu fiziksel ihtiyaçları yerine duygusal ihtiyacını gidermeye çalışmış, geri kalanlar da önce fiziksel ihtiyacını gidermiş olsa bile o maketin yanında kalmaya devam etmek istememişlerdir. Bu sonuç dönemin bilim insanları için şaşırtıcı bir bulgu anlamına geliyordu: Bebekler beslendikleri için anneleriyle yakın bağ kurmazlar, onların aradığı annelerinin sıcaklığı, yumuşaklığı ve sevgisidir.
Anne maketinin ve bazı materyallerin olduğu bir odaya bırakılan bebek maymunların davranışları incelendiğinde yumuşak anne maketi varken maymunların maket anneyle bağ kurduktan sonra odadaki diğer materyalleri incelemek için odada dolaştığı ve çevreyle ilgilendiği görülürken; biberon olan tel anne maketi olduğu durumda açlığını giderme dışında maketle ilgilenilmediği ve odadaki başka eşyalara da yönelinmediği, maymunların kıvrılarak yerde yattığı görülmüştür. Bu da bize anneyle kurulan bağın ve hissedilen sıcaklığın dünyaya olan merakımızı arttırdığını ve güven duygusunun çevreyi keşfetme cesareti verdiğini göstermektedir.
Deneyin ikinci aşamasında ise her iki tip anne maketinin de bulunduğu odaya üçüncü bir oyuncak eklenmiştir. Bu oyuncak hem korkunç görünümlü hem de ses çıkararak hareket eden özelliktedir. Oyuncağın sesli ve hareketli şekilde karşılarında olması maymunların tehlike ve tehdit anındaki tepkilerini gözlemlemek için tasarlanmıştır. Bu aşamada da bebek maymunların korku anında önce yumuşak anne maketine yöneldikleri görülmüştür.
Korkutucu oyuncağın yer aldığı tasarımda iki anne türünden sadece birinin odada olduğu durumda, yumuşak annenin olduğu denemelerdeki maymunların korkutucu oyuncağa karşı savunmaya geçebildikleri ve daha az korku hissettikleri fark edilmiştir.
Deneyin görüntülerine buradan (Harlow Maymun Deneyi) erişebilirsiniz.
Deneyin Sonuçları
Yapılan araştırmadan seneler sonra yavru maymunlar erginliğe eriştiğinde türlerinin gerektirdiği içgüdüsel davranışlarda bulunmadıkları göze çarpmıştır. Bu yavrular üreme dönemine eriştiklerinde normal şartlarda büyüyen başka hemtürleri gibi eş seçme ve üreme isteğinde bulunmamışlardır. Üreyip yavruları olanların ise yavrularına karşı saldırgan tavırları olduğu ve onları besleme, koruma gibi bakım verme davranışlarının çok düşük olduğu gözlenmiştir. Hatta bu deneyde yer almış yavru maymunların bir kısmının çeşitli hastalıklar sebebiyle yetişkinliğe ulaşamadıkları görülmüştür.
Harlow ve ekibinin bu çalışmaları sonrasında anne-bebek ilişkisi üzerine farklı araştırmalar yapılmış ve çeşitli kuramcılar tarafından bağlanma kavramına dair çeşitli görüşler ortaya atılmıştır. Günümüzde Bowlby’nin Bağlanma Kuramı psikoloji, çocuk gelişimi ve ruh sağlığı alanlarında oldukça önemli bir yere sahiptir.
Bağlanma Nedir?
Bağlanma kavramı en özet haliyle bebek ve bakım vereni arasında kurulan duygusal bağ olarak tanımlanabilir. Bebek ve bakım vereni arasında kurulan bu bağ aslında bebeğin yeni tanıştığı dünya ve diğer insanlarla da kurduğu temastır. Dolayısıyla başlangıçta iki öznesi (kişisi) bulunan bu bağ, gelecekteki kalabalık sosyal ağların, aile ve romantik birliğin özündeki çekirdeği oluşturur.
Bebek doğduğunda annenin bakımına muhtaç, yetersiz bir konumdadır. Anne karnında uygun ısıda, çaba göstermeden yemek yiyebiliyor, güvenle gelişimini sağlıyor iken doğumla birlikte hayatta kalmak için değişken çevre şartlarında enerji harcamak zorundadır. Bu da bebeğin artık kendini yabancı bir yerde tehlikede hissetmesine neden olur. İşte bu tehlike algısından kurtulmak için bebeğin ihtiyacı anne ya da bakım veren kişidir.
Bebeğin güvende hissetmesi için yalnızca emzirilmesi, altının alınması, sağlığıyla ilgilenilmesi yetmez. Harlow’un deneyinde gördüğümüz gibi bebeğin annenin sıcaklığına ihtiyacı vardır. Anneyle tensel temas kurması, sesini/kokusunu duyması, fiziksel ihtiyaçlarının da ilgi ve şefkatle gideriliyor olması bu sıcaklık hissini oluşturur.
Hep anneden bahsetmiş olsak da bağlanma anne-bebek arasında kalan bir etkileşim değildir. Erken çocukluk yıllarınca devam eden bağlanma, bebeğin yetişkinlikteki arkadaşlık, romantik, insan ilişkilerindeki yaklaşımını belirleyen, kişilerin ruhsal metabolizmasını güçlendiren, psikopatoloji oluşumunda etkisi görülen ve kişinin kendisine dair ‘değersizlik, sevgisizlik, çaresizlik’ gibi kalıp inançlarını da şekillendiren bir güçtür.
Farklı nedenlerle anneyle yakınlık kuramamış kişiler gelecekte insanlarla samimi olmaktan rahatsızlık duyan, fazla yakınlıkta sınırları için tehdit hisseden, dokunulmaktan/ temastan pek hoşlanmayan, birilerine bağlanmaktan korkan, aile kurmaktan/ partner seçmekten uzak kalmayı seçen kişiler olabilir.
