Mürsel Ferhat Sağlam İle Röportaj
İçindekiler
Mürsel Ferhat Sağlam İle Röportaj
1. Sizi yakından tanımak isteriz Mürsel Bey bize kendinizden bahseder misiniz?
Kendini tanıtmakla ilgili soru, benim için bir röportajda veya söyleşideki en zor sorudur. Bunun ilk sebebi kendimi anlatmaktan pek hoşlanmıyorum. İkincisi çok farklı disiplinlerle ilgili hem akademik hem sektörel hem de sanat anlamında çalışmalarım var. Hepsini anlatmak bir hayli zor oluyor. Fakat kısaca bahsetmek gerekirse, halen doktora seviyesinde devam eden halkla ilişkiler ve reklamcılık odağındaki akademik kariyerime ek olarak tarih ve işletme alanlarında da lisans eğitimi aldım. Tarih alanında bir de master yaparak benim için hobi veya ilgi alanı diyebileceğim tarihe dair akademik bir altyapı ve bilgi edinme imkanı buldum. Bunun bana meslekte de faydası çok oldu. Çünkü orada öğrendiğim metodoloji ve stratejiler iş hayatında ilerlememe de yardımcı oldu.
Bu arada farklı türlerde (roman, hikaye, şiir, deneme, eleştiri, tarih, marka yönetimi, dijital, medya, reklamcılık, pazarlama, dijital markalaşma vs.) yazdığım 40’tan fazla kitap bulunuyor. Şimdilik bunların 15-16 tanesi okuyucuyla buluştu. Geri kalanını yayına hazırlamakla meşgulüz.İş hayatındaki çalışmalarıma gelecek olursak; ilk girişimim olan Ajans Paradise’ı 22 yaşındayken, 2012 yılında kurdum. Sonrasında 2018 yılında Branding Türkiye’yi kurdum. Ağırlıklı olarak Branding Türkiye ile ilgilenmenin dışında kamu ve özel sektör kuruluşlarına dijital markalaşma odağında danışmanlık yapıyorum. Yine aynı alanda eğitim ve konferanslar veriyorum.
Son 1 yılda yoğunlaştığım bir alan olan podcast konusunda da bazı atılımlarım oldu. “Dijital Markalaşma Sohbetleri, Hani Kurumsaldık, İçeriklerce, Girişimcilerin Büyük Hataları” serilerinin kurucusuyum. Bu kanalların dışında birçok podcast kanalına da konuk oluyor ve bilgi, tecrübe aktarımında bulunuyorum.
2. Birbirinden farklı üç bölümü okumaya nasıl karar verdiniz? Zorluk çektiğiniz noktalar oldu mu?
Az önce belirttiğim gibi aslında tarih özel ilgi alanımdı. Dolayısıyla keyifle okudum. Hatta öyle ki erken mezun oldum. Master sürecini de erken mezun olarak tamamladıktan sonra asıl alanıma yöneldim. Son yıllarda kavramsallaştırarak literatüre kazandırdığım dijital markalaşma kavramı üzerine hem akademik hem de sektörel manada çalışıyorum. Bunun dışında kavramsallaştırdığım çeşitli olgular da mevcut tabi. Örneğin 3F Fenomeni, Kurumsal İletişim 2.0 gibi… Şuna inanıyorum. Türkiye’de kavramsallaştırma mevzusu ne yazık ki önemsenmiyor. Ne yazık ki akademik çalışmalar genelde birbirini tekrarlayan yahut çok sıradan konulardan ibaret.
Bense akademik bir çalışmanın “yeni şeyler söylemek lazım” mottosu etrafında yapılması gerektiğine inanıyorum. Sorunuza özet niteliğinde bir yanıt vermem gerekirse, bir konuya ilgi ve sevgi duymuyorsanız belki kağıt üstünde iyi bir dereceye sahip olursunuz fakat aslında bir başarı elde edemezsiniz. Yani ben hem halkla ilişkiler hem tarih hem reklamcılık hem işletme alanlarına ilgili bir insandım. Bu konular üzerine akademik disiplin edinmek adına böyle bir eğitim planlaması yaptım. İyi ki de yapmışım diyorum. Gerçekten hiç zorlanmadım. Bunda çok fazla kitap okuyor oluşumun etkisi büyüktür.
3. Kurucusu ve Genel Yayın Yönetmeni olduğunuz Branding Türkiye’nin kuruluş amacı ve idealleri nelerdir?
Bana göre herkese öğretilen bir gerçek var. Ailede aldığımız ilk eğitim, okul hayatımız, akademik kariyerimiz ve iş hayatında duyduklarımız veya öğrendiklerimiz bize hep iki ihtimalimiz olduğunu söyler. Ya sisteme köle olacaksın ya da sistemin karşısında duracaksın derler. Bunu tabi ki direkt söylemezler. Ancak yapbozun tamamı birleştiğinde insan bu iki seçenekten başka alternatifinin olmadığını zanneder. Ve hayatını buna göre kurgular. Oysa her iki olasılık da sistemin işine geliyor.Bense üçüncü bir ihtimalin olduğunu keşfettim. Evet üçüncü bir seçenek var; Yeni Bir Sistem Kurmak. İşte, Branding Türkiye’yi kurmamın temel sebebi budur. Ben yeni bir sistem kurmak istedim. Yeni bir oyun alanı, yeni kurallar, yeni bir anlayış ve belki de yeni bir heyecan.
Uzun yıllardır sektörde; hem ajans işleten hem danışmanlık ve eğitim veren hem de kurumsal tarafta yönetici olarak bulunmuş biri olarak iş hayatının parçası olan herkesin takip edebileceği bir mecranın ihtiyaç olduğunu biliyordum. Bu niyetle Branding Türkiye’yi kurdum. İyi bir marka stratejisi, etkili bir tutundurma planıyla 2018’den bu yana on milyonlarca kişiye erişen bir yapı kurduk. Temel idealimiz içerik. İçerik tabi ki çok kapsamlı bir konu işte bizde Branding Türkiye olarak içeriği tüm kapsamlarıyla birlikte nitelikli olarak sunmak istedik. Bunu işinin uzmanı olan sektör profesyonelleri ve akademisyenlerden oluşan yazar kadromuzla yaptık. Ayrıca bir yandan da jr yazarlarımız var. Onlar da bu yapıda adeta bir okulda eğitim alır gibi kendilerini yetiştirme imkanı buluyorlar.
4. Kitaplarınızı kaleme alırken ilham aldığınız unsurlar nelerdir?
Kendimi anlatmaya çalışırken bahsetmiştim, çok farklı türlerde yazıyorum. Ancak temel manada kitaplarımı 3 kategoriye ayırabiliriz. Bunlardan birincisi edebi türde olan kitaplardır. İkincisi araştırma kitapları. Üçüncüsü ise iş kitapları şeklinde özetleyebileceğim mesleğe dair kitaplarımdır. Temel motivasyonum öğretmek. Bana ilham veren olguların başında ise çok okumak ve araştırmak geliyor. İş yoğunluğun ne kadar fazla olursa olsun günlük okumam gereken minimum limitin altına düşmemeye çalışıyorum. Farklı türlerde ve çok fazla okuyorum. Bu da beni ciddi anlamda besliyor.
5. Siz stratejik marka yönetimini nasıl tanımlarsınız? Stratejik Marka Yönetimi adlı kitabınızın içeriği hakkında bizlere kısaca bahseder misiniz?
Stratejik Marka Yönetimi kitabım çıktığında sanıyorum 25 veya 26 yaşındaydım. Normal şartlarda 50’li yaşlar sonrası cesaret edilmesi gereken bir konuyu yazdım. Ancak biz “dijital” ile gelişen bir nesiliz. Dijitalin içine doğmadık ama onun gelişimine şahitlik ettik. Avantajımız büyük. Ben bu avantajı değerlendirerek mesleki literatürü besleme fırsatı buldum. Mesela sosyal ağların kuruluşu, yeni medya olarak adlandırılan mecraların yayın hayatına girmesi bizim ilk gençlik zamanlarımıza denk geliyor. Bu manada daha o zamanlar dahi savunduğum konu şu oldu; bu süreç itibariyle stratejik marka yönetimi, ancak ve ancak dijital ağırlıklı olduğu takdirde stratejiktir. Zaten sonraki süreçte dijital markalaşma olgusunu kavramsallaştırdım.
Kitabın içeriğine gelecek olursak, Dikeyeksen Yayıncılık etiketiyle çıkan ve bazı üniversitelerde ders kitabı olarak tavsiye edilen Stratejik Marka Yönetimi kitabında hem daha önce Türkiye’de konuşulmayan ancak globalde üzerine birçok içeriğin üretildiği kavramlara dair açıklama ve yöntemlerden bahsettim hem de marka yönetiminin nedirinden ziyade nasılına ağırlık verilmesine değindim. Anlattıklarımın odağında ise hep dijital vardı.
6. Hani Kurumsaldık adlı podcast serisini severek dinlemekteyiz. Hani Kurumsaldık hakkında bizleri bilgilendirir misiniz?
Pandemi sürecinde birçok online etkinlikte, zirvede konuşmacı olarak yer almanın dışında bir de podcast kanallarına konuk oldum. Sonra Dijital Markalaşma Sohbetleri adlı bir kanal kurdum. Dijital Markalaşma üzerine bilgi ve tecrübe paylaşımı yapıyordum. Sonrasında Koronavirüs pandemisinin Türkiye’de görüldüğü tarihten tam 1 yıl sonra yani Mart 2021’de ekip arkadaşım Elif ile konuşurken yeni bir podcast serisine başlamayı düşündüğümü söyledim. Kurumsallaşma, markalaşma ve dijitalleşme ile ilgili tüm konuları konuşma kararıyla Hani Kurumsaldık’ı faaliyete geçirdim. Elif hem iyi sorular sorarak hem de kendi payına düşen kısımda konu hakkında önemli bilgiler aktararak Hani Kurumsaldık’ta bana partner oldu.
7. Peki diğer podcast serileriniz?
Hani Kurumsaldık daha 20’li bölümlere gelmesine rağmen toplam izlenme ve dinlenme itibariyle 1 milyon barajını aşan bir seri oldu. Halen devam ediyor. Format değişebilir fakat devam edecek. Sonrasında İçeriklerce ve Girişimcilerin Büyük Hataları adlı iki mini podcast serisine başlama kararı aldım. Aynı isimde kitapları da hazırladım. Netflix’in yaptığı mini diziler gibi bu podcast serileri 12’şer bölümden oluşacak ve tek part şeklinde yayınlanacak. Sanıyorum 2021 sonu ile 2022’nin ilk ayına kadar her iki podcast serisi de yayınlanmış olur.
8. Dijital markalaşmanın sınırı var mıdır?
Dijital markalaşmanın bir sınırı var evet. Öncelikle kısaca kavramı tanımlayayım. Dijital markalaşma; dijital pazarlama ve marka yönetimi-iletişimi süreçlerinin bütünleşik bir biçimde uygulanmasıdır. Dolayısıyla dijital pazarlama ile ilgili tüm alt kavramlar ve marka yönetimi – iletişimi ile alakalı bütün alt kavramlar dijital markalaşmanın konusudur. Kısacası bütünleşik pazarlamada olduğu gibi bir sınırsızlık söz konusu değil. Bugün satın alma, insan kaynakları, satış gibi konuları da bütünleşik pazarlamaya dâhil ediyoruz. Ancak dijital markalaşmada bu söz konusu değil. Sınırlar belli. Piyasanın ihtiyacı da zaten buydu. Sınırsızlık yanlışlara neden oluyordu. Zira firmalar sınırlı bütçeyi nereye nasıl harcayacağını bilmeden bütünleşik pazarlama aksiyonu alıyordu. Oysa bütünleşik pazarlamanın içerisinde 100+ kavram mevcut. Lakin dijital markalaşma öyle değil. Daha keskin hatlarla belirlenmiş sınırlara, stratejilere sahip.
9. Türkiye’de dijital markalaşma denildiğinde çok başarılı bulduğunuz firmalara örnek verebilir misiniz?
Dijital markalaşma, henüz kavramsallaşmış olduğu için birçok firma bu konuda aksiyon almış değil. Ancak bizler birçok firmanın dijital markalaşmayı içselleştirmesi ve bu kavramı kurumsal hiyerarşilerine dâhil etmeleri için hem eğitim hem de danışmanlık veriyoruz. Ayrıca video, podcast ve makalelerle markalara yol gösteriyoruz.
10. Üniversite okuyan arkadaşlarımıza kariyerini oluşturma yolunda tavsiyeleriniz nelerdir?
Üniversiteli arkadaşlarımız ve yeni mezunlar için gerçekten zor bir dönem oldu. Çünkü yaklaşık 1,5 – 2 yıldır Koronavirüs nedeniyle okuldan uzak kaldılar. Adaptasyon sorunu halen devam ediyor. En azından bunu bana iletenler oluyor. Öte yandan üniversiteliler bu süreçte birçok ücretli ve ücretsiz online eğitime, etkinliğe katıldılar. Onlarca sertifika aldılar. Birçok makale okudular. Podcast dinlediler. Video izlediler. Ancak bunu herkes yaptı. Yani yine kariyer rekabetinde farklılaşmak üniversiteliler ya da yeni mezunlar için pek mümkün olmadı.
Bu süreçte farklılaşmak için mentöre ihtiyaç var. Zira artık herkes her bilgiye ulaşabiliyor. Teknik anlamda da her şeyi yapmak kolaylaştı. Çünkü birçok dijital araç mevcut. Ama tecrübe ve strateji için zamana ve denemeye ihtiyaç vardır. Bunu da ancak bir mentörle edinebilirsiniz. Tavsiyem kendilerine bir mentör belirleyip onun peşinden ayrılmasınlar. Akademik okumaları ihmal etmesinler. Multidisipliner olmaya gayret etsinler. Ve son olarak; bilgiye sadece okuyarak ya da izleyerek değil dinleyerek de ulaşsınlar.
Röportaj teklifimizi kırmadığınız için teşekkür ederiz.
Ben de bu röportaj için sizlere, yayıncı kuruma ve okuyuculara teşekkür ediyorum.
Mürsel Bey’in Linkedin Hesabı: https://www.linkedin.com/in/murselferhatsaglam/

