Ali Akpek ile Röportaj

İçindekiler

Ali Akpek ile Röportaj

1 Ali Hocam, öncelikle bize kendinizden bahsedebilir misiniz?

İsmim Ali Akpek. Şu an Gebze Teknik Üniversitesi Biyomühendislik bölümünde doçent doktor olarak görev yapıyorum. Evliyim, bir tane kız çocuğum var. Aslen Gaziantepliyim ama bebeklik yıllarımdan itibaren İzmir‘de büyüdüm. İzmir‘de Fen Lisesini okuyup bitirdikten sonra lisans eğitimim için Ankara‘da Başkent Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği bölümüne gittim. Bu bölüm Türkiye‘de ki ilk biyomedikal mühendisliği bölümüydü. Herhalde mezun olduğum zaman Türkiye’deki ilk elli biyomedikal mühendisliği mezunundan bir tanesiydim. Sonrasında bir sene kadar piyasada çalıştım.

Piyasada çalıştıktan sonra kendi ailemin yanına döndüm. Ailemin tekstil işleri vardı. Burada çalışırken biyomedikal mühendisliği geçmişimden kaynaklı olarak medikal tekstil alanında bir şeyler yapabilir miyim diye düşünmeye başladım. Bu alanda kendimi daha da geliştirmek amacıyla yüksek lisans eğitimime başladım. Yüksek lisans danışmanı konusunda çok şanslıydım. Kendisi yakın zamanda vefat etti. Prof. Dr. Mustafa Ahmet Öztarhan bana bilimin çok uçuk kaçık bir şey olmadığını, yapılabilir işler olduğunu gösterdi. Kaldı ki kendisi gerçekten de çok uçuk kaçık işlerle uğraşırdı. Çalışma alanları nanoionics, iyon implantasyon, yüzey mühendisliği gibi alanlardı. Buna rağmen dünyada ancak birkaç kişinin çalışabildiği bu alanların zor işler olmadığını, disiplinli çalışınca, akılcı çalışınca bu işlerin olabilecek işler olduğunu bana gösterdi. İlgi alanım bu sebeple yavaş yavaş tekstilden bilim insanlığına doğru kaymaya başladı.

Bazı insanlar lisans birinci sınıftan itibaren bilim insanı olma, doktora yapma, profesör olma hayali kurarlar. Bende bu arzu yüksek lisans zamanımda oluştu. Böyle olmasını sağlayan açıkçası doğru hocaya denk gelmemdi. Yüksek lisans eğitimimde sonlara doğru, doktora eğitimim için ülkenin en önde gelen enstitülerine baktım. Farklı farklı üniversitelerle görüştüm. Sonrasında yüksek lisans çalışmamın pek çok üniversitedeki doktora çalışmasından daha kaliteli olduğunu fark ettim. Bu yüzden daha iddialı ve daha güzel şeyler yapabilmek adına yurt dışına bakmaya başladım. Avrupa’da, Amerika‘da birçok yere başvurdum fakat yurt dışındaki başvuru süreçlerini bilemediğim ve beceremediğim için bu başvurularımın hep reddedildi. Ancak nihayetinde öğrendim. En sonunda da o zamana kadar başvurduğum en iddialı burs olan Japonya‘da ki Monbukagakusho bursunu almaya hak kazandım ve Japonya’ya gittim. 4 sene kadar destek aldığım bu burs sayesinde Japonya’da yaşadım.

Tokyo Üniversitesinde Biyonanoteknoloji Laboratuvarında ve Tokyo Teknoloji Enstitüsünde yapay organlar ve akışkanlar mekaniği üzerine çalışmalarda bulundum. Nihayetinde doktoramı aldım. Ama motivasyonum hala yüksek lisans sonrasında olduğu gibiydi. Daha iyisini yapabilir miyim düşüncesi aklımda hala vardı. Kendimi nasıl daha da zorlayabilirim diye düşündüm ve Amerika‘ ya gittim. Çünkü istediğim alandaki en agresif çalışan yerler oradaydı. Harvard Üniversitesi ile MIT’ nin ortaklaşa kurduğu bir programda çalıştım ve doku mühendisliği alanında yayınlar gerçekleştirdim. Sonunda da artık gençlerimize de bir şeyler öğretebilir miyim hayaliyle İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesinde çalışmaya başlayarak Türkiye’ye döndüm. Yaklaşık 2 -3 sene burada yardımcı doçent olarak biyomedikal mühendisliği bölümünde görev yaptım. Şimdi de yaklaşık 4 senedir Gebze Teknik Üniversitesi’nde çalışmalarımı sürdürüyorum. Son 2.5 yıldır doçent olarak görev yapmaktayım.

2 Türkiye’de biyomedikal mühendisliğinin ilk mezunlarını verdiği, daha yeni yaygınlaşmaya dönemde bu bölümü seçmişsiniz. Daha köklü bir bölümü seçmek yerine bu bölümü tercih etmenizdeki en önemli etken neydi?

Seçtiğiniz üniversiteyi 4 sene okursunuz ancak seçtiğiniz mesleği 40 sene yaparsınız. Sevdiğiniz işi yapmanız lazım. Ben fen lisesi mezunuyum, doktor ol diye çevreden sürekli baskı yapılıyordu. Otuz kişilik okuldan 18 kişi doktor çıktı, bende sınıfta en başarılı öğrencilerden bir tanesiydim. Doktor olmak istesem herhalde olurdum ama içimde böyle bir aşk yoktu, hala da yok. Öğrencilik zamanlarımda inovasyon konusuna kafam takıktı. Kimsenin yapmadğı işler yapma arzum vardı. Bu yüzden biyomühendislik ya da biyomedikal mühendisliği okumaya karar verdim.

Ailemin doktor arkadaşları biyomedikal mühendisliğinin geleceğin mesleği olduğunu söyleyerek mutlak bu alanda okumam gerektiğini söylediler. Açık konuşmak gerekirse o gelecek hala gelmedi ama çoktan gelmesi lazımdı. Gelmemesinin en önemli nedeni pazarımıza hâkim olan yabancı firmalar. Yerli firmalar bir türlü soluk alamıyor. Bu sorunun çözümü için devlet iradesinin şart olduğunu düşünüyorum. Mesela silah üreten Aselsanımız var. Aselsan’dan önce savunma sektörüne yabancı firmalar hâkimdi. Devlet dedi ki, hayır bu stratejik bir alandır. Sanayiciler eğer bu alanda yatırım yapmıyorsa, gerekirse kendim yatırım yaparım diyerek Aselsan’ı kurdu.

İlaç sektörü, tıbbi cihaz sektörü de stratejik sektörlerdir. Yıllardan beri söylüyorum, tıpkı Aselsan gibi bir Medikalsan, bir İlaçsan kurmak zorundayız. Trilyon dolarlık devasa firmalar var. Kuracağımız bir şirkette, 5 bin kişiyi organize etsek ve bütün sermayemiz bir araya toplasak bile oluşturacağımız şirketin yüzyıllık firmalarla rekabet etmesi mümkün değildir. Türkiye’de bunlarla rekabet edebilecek tek kuruluş devlet gibi duruyor. Sağlık sanayide en büyük müşteri hala devlet olduğu için, devlet cihazları kendisi üretecek, kendisi alacak. Bu sayede küresel firmalarla rekabet şansı elde edebileceğiz. Devlet bütçesinin en büyük zarar kalemlerinden biri tıbbı cihaz biri ise ilaçtır. %85 oranında ülkemizde tıbbi cihaz ithalatı mevcut. Bu çok yüksek bir orandır. Biz hem kendimiz ileri teknoloji ürünleri üretebiliriz çünkü yetenekli mühendislerimiz mevcut hem de sarf malzemelerini de yine üretip satabiliriz. Çünkü çok pahalı bir iş gücümüz de yok. Bu yüzden sahip olduğumuz beyin gücümüzle ikisini de birlikte yapabiliriz.

3 Biyomedikal mühendisi olmanızın yanında sağlık alanında çeşitli girişimlerde bulundunuz. Sağlık alanında girişimde bulunmak isteyen kişilere hangi konularda kendilerini geliştirmelerini önerirsiniz?

Şu anda kendimi çok başarılı bir girişimci olarak görmüyorum çünkü ıslak laboratuvar isimli bir sistemde doku mühendisliği çalışıyoruz. Normalde elektromekanik ve yazılım alanında daha ağırlıklı olarak çalışsaydım belki daha başarılı olabilirdim. En yapılamayanı yapayım, sürekli kendimi zorlayayım gibi bir düşüncem olduğu için, mesela yapay organ ve dokular üzerine çalışmalarımız var ama Türkiye’de de bu konulara destek çok sınırlı çünkü çok kolay işler değil, bu yüzden kendimi çok çok başarılı bir girişimci olarak görmüyorum. Fakat bize destek veren insanlar çevremizde mevcut, belki 5 sene sonra başarılı bir girişimci oldum diyebilirim. Bunlara ek olarak, birlikte çalıştığımız araştırmacılarla gerçekleştirdiğimiz çalışmalarımızda ticarileşen projelerimiz oldu. Bu konuda pek çok faaliyette bulunduk. Biyomedikal mühendisliği alanında bana göre bir bilimsel çalışma ticarileşmeden bitmiş sayılmaz. Bu yüzden bu çok önem verdiğimiz bir konu.

Gençlere önerim ise; bir ürün geliştirecekleri zaman ürünü üretmeden önce ilk olarak pazarını iyice araştırsınlar ve analiz etsinler. Pazardaki rakip firmaları araştırsınlar, kısacası pazar araştırmasını yapmayı öğrensinler. Pazardaki rakip firmalarla nasıl rekabet edeceklerini düşünsünler. Pazarda ilerleyebilmek için çok güçlü satış bağlantılarının, fiyat avantajlarının olması lazım bunlara sahipler mi düşünmeleri lazım. Fiyat avantajları olsa bile Türkiye’de pek çok işin satış bağlantıları üzerinden yürüdüğünü, bu sebeple büyük ve köklü firmalarla her zaman rekabet etme şansının olmadığını bilmeleri lazım. Bazen girişimciler hayallerine fazla kapılabiliyorlar. Bu işi yaparsam çok para kazanırım, patlar yürür diyebiliyorlar. Bu durum beklenildiği gibi olmayabilir. Pazar çok kaliteli, çok makul bir ürün bile olsa yanıt vermeyebiliyor. Bunu iyi araştırmak lazım.

4 TÜBİTAK destekli projeniz kapsamında bioyazıcılarla üretilecek olan deri çipleri hakkında bilgi verebilir misiniz? Bu çiplerin biyoteknoloji başta olmak üzere sağlık alanına katkıları nelerdir?

Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada, hayvanlar üzerinde kimyasallar ve ilaçların kullanımınının verdiği zararları anlatmak amacıyla bilinçlendirme maksatlı hazırlanmış tavşan ralph animasyonu çok popüler olmuştu. Deney amaçlı kullanılan tavşanların ve farelerin yaşadığı ızdırapları karikatürize etmek için hazırlanmış bir çalışma. Fakat bunlar aslında yaptığımız işin acımasız bir gerçeği. Çip üstü Oragnlar bunun alternatifi olması için hazırlanmış olan sistemlerdir. Çip üstü organların amacı sizin kendi organlarınızın verdiği reaksiyonu bir çip üstü organ sisteminde oluşturmaktır.

Üç boyutlu bir mikroakışkan biyoreaktör ismini verdiğimiz sistemde, bir yapay deri dokusu oluşturuyorsunuz. Bu deri dokusunda analiz gerçekleştiyorsunuz. Bu sayede sizin hayvanlarda veya insanlarda bir kimyasalı, bir ilacı veya kozmetik malzemeyi test etmenize umuyoruz ki artık gerek kalmayacak. Yakın zamanda COVID-19 için çip üstü akciğer çalışmalarını FDA onayladı. Çip üstü akciğerde alınmış olan ilaç, aşı ve deney sonuçlarının tıpkı hayvandan alınmış gibi kabul edeceğini belirtti. Bu sayede o deneyler için hayvan denemelerine ihtiyaç kalmadı. Bu aslında devrimsel bir gelişme.

Şimdi çip üstü deri alanında çalışmalarda bulunuyoruz. Çip üstü deri çalışmalarıyla 5-10 sene sonra; “Bakın burda biz deri çalışması gerçekleştirdik. Burda yaptığınız kimyasal sonuçlar, toksisite analizler, kozmetik çalışmalar bunların her biri için elde edilmiş sonuçlar hayvandan alınmış sonuçlarla eşdeğerdir. Bunların ikisi eşdeğer olduğu için sizin hayvan denemeleri kullanmanıza gerek yok. Siz hayvan deneyleri yerine çip üstü deri sistemleri kullanabilirsiniz” diyebileceğiz. Bu saatten sonra, bu tarz çalışmalar sayesinde hayvan denemeleri gerçekleştirmek etik dışı olacaktır. Ayrıca hayvan denemeleri insanın içini sızlatan yönü bir tarafa hem çok pahalı çalışmalar hem de çok uzun süreçler gerektiriyor. Bunun yanında bize sundukları veri de çok sınırlı olduğu için çok da başarılı çalışmalar değil. Onlardan çok daha başarılı, çok daha süratli, ekonomik olacak çip üstü organ teknolojilerini kullanabiliriz. Bu çalışmalar neticesinde yaklaşık 5-10 sene sonra bu tarz çalışmalarda hayvan denemeleri ortadan kaldırılabilir diye düşünmekteyiz.

5 Ali Hocam organ nakillerinde yapay olarak üretilen organla, donörden alınan organ arasında farklar var mı? Gelecekte organ nakli konusunda ne gibi değişikler yaşanacak, donör arama gereksinimi ortadan kalkabilir mi?

Kalkabilir amaç bu. Türkiye’de de olsun bütün dünyada da olsun, organ bağışı konusunda eksiklikler çok fazla. Türkiye’ de yılda 30 bin kişi organ bağışı yetersizliği sebebiyle hayatını kaybediyor. Bu yüzden amacımız doku mühendisliği metodlarıyla veya yapay organ teknolojisiyle ya laboratuvarda bu organların alternatifini üretebilmek ya da geliştirilecek olan yapay organlara ihtiyacı olan kişilerin organ bekleme listesinde daha uzun süreli kalabilmelerini sağlamak, bu sayede de zaman kazanmaya çalışmak. Bu yönde stratejiler var, bu dediğin olacaktır. Çünkü bütün dünyada bilim insanları, mühendisler bu alanda çalışmalarını sürdürüyor. Bir kalbin laboratuvar ortamında üretilebilmesi belki 50-100 sene sonra mümkün bunu da unutmamak gerekir, bunun için daha zaman var. Daha göreceli olarak daha basit organlar var. Mesela trake, mesane gibi organlar farklı farklı metodlarla geliştirildi ve nakledilmesinin örnekleri de var. Bu tarz çalışmalar oluyor ama şu an laboratuvar ortamında bir organın üretilip, insana nakli 20 sene ile 100 sene arası diyebiliriz.

6 Ali Hocam size göre günümüzde sağlık alanında en çok ihtiyaç duyulan, üzerinde çalışılması gereken alan nedir? Gelecek dönemlerde hangi alana talebin artmasını bekliyorsunuz?

Bu gün itibari ile bu soruya cevabım viroloji olur. Çünkü COVID-19 çağını yaşıyoruz. Bütün dünyada virüs, aşı üzerine uğraşıyoruz. En acil uğraşılması gereken alan şu an bunu gösteriyor. Sağlıkta orta, uzun vadeli olarak bakacak olursak yapay organ ve doku mühendisliği ve uzun yaşama bilimi olarak bildiğimiz gerontoloji olacaktır. İnsanoğlu olarak amacımız, mümkün olduğunca uzun süre yaşamaya çalışmak. Bu noktada bunu sağlayacak olan gelişmiş tıbbi cihazlar, biyoteknolojik ve farmasotik ilaçlar, aşılar, doku mühendisliği metodu ile geliştirilmiş olan yapay organlar ya da zaman kazandırmak için yapılan elektromekanik yapay organlar olabilir. Bu alanlarda çalışılması lazım bu yüzden biyomedikal, biyomühendislik kaybolacak alanlar değil. Ayrıca biyoenformatik, veri mühendisliği, data mühendisliği ve yapay zeka alanlarında da sağlık bağlamında gelecek var, bu alanda da çalışılabilir.

7 Yeni mezun ve üniversitede okuyan arkadaşlara kariyerlerini oluşturmada ne gibi tavsiyeler verebilirsiniz? Kendilerini nasıl geliştirebilirler?

Öncelikle yapmak istediğin hayallerini küme içine yaz koy. Bir de toplumun sana vermek istediği, yani senin para kazanabileceğin işleri bir küme haline getir yaz. Eğer ki para kazanmadan bir süre tutkunun peşinde gidebileceksen, ekonomik durumun buna müsaitse o zaman tutkunun peşinden git, bir zaman sonra paraya dönüşebileceğini düşünüyorsan tabi. Tutku ile yaptığın iş paraya dönüşmüyorsa ve sende para kazanmaya mecbursan o zaman paranın götürdüğü yere gideceksin. Umulur ki paranın götürdüğü yerlerden biri senin de arzu ettiğin, tutkun olduğu yerlerden bir tanesi olur. Böylelikle hem toplumun arzusu hem de senin arzun çakışmış olur, sen de kariyerinde ilerlemiş olursun.

Bundan başka İngilizceyi mutlaka belirli seviyenin üstünde öğrenmek lazım çoğu alanda artık standart oldu. Matematiği önemli buluyorum, matematik zekânız olsun, matematiği sevin. Mühendisin kelime anlamını hendeseden gelir, o da hesap yapabilen kişi demektir. Hesap, kitap yapmayı bilmeyen, matematiği bilmeyen, sevmeyen birinden mühendis olması mümkün değildir. Matematik ve İngilizce alanlarında bol bol çalışın. Birinci ve ikinci sınıfta bol bol gezin, okuyun. 3.sınıftan itibaren bol bol staj yapabilirsiniz, piyasanın seni tanımasını sağlayabilirsiniz. Bu tarz yaptığınız işlerle kendinizi tanıtabilirsiniz.

Bol bol okumak çok önemli, okumayı çok önemli buluyorum. Günlük olarak, kısa da olsa kitap okuyarak çıktığım ders verme performansımla okumadan çıktığım ders verme performansım ayrı ayrı. Kitap okumadan çıktığımda beynimin gerçekten yavaş çalıştığını hissedebiliyorum. Hâlbuki kitap okuduğunuz zaman kelime anlamıyla beyniniz çalışıyor, kitap okumak beynin spor yapması gibi. Günde karikatür dergileri bile olsa en az 20 sayfa okuyun, size kazandıracağı çok şey vardır. Yurtdışına veya ülkemizdeki turistik yerlere gezmelere gidebiliyorsanız gidin. Dersleriniz önemli ama her şeyin üstünde değil. Yani 4 ortalamanızın olup da dersten başka bir şey yapmayacağınıza, inanın ki 2 – 2,5 buçuk ortalamanız olsun bu dediklerimi yapın daha kıymetli. Bence hayatta daha başarılı olursunuz.

8 Ali Hoca ‘ nın Linkedln hesabı:

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bültene Abone Ol
en son haberleri, duyuruları, ilanları, etkinlikleri almak için abone ol
İstediğiniz zaman abonelikten çıkabilirsiniz