İzzet Memi İle Sürdürülebilir Motivasyon

İçindekiler

İzzet Memi ile Sürdürülebilir Motivasyon

1 İzzet Bey sizi tanımak isteriz bize kendinizden bahsedebilir misiniz?

Ben tıp fakültesinden 2006 yılında mezun oldum. Daha sonra tıbbın  bana uygun  olmadığını  fark ettim. 1 yıl yurt dışında bilimsel araştırmalar yapmak için  Amerika ‘ ya gittim, birtakım çalışmalardan sonra geri döndüm. Askerliğimi yaptım ve bu  süreçten sonra çalışma hayatına başladım. İlk olarak   ilaç sektörüne girdim. İlaç sektöründe yaklaşık 6 – 7 sene tecrübem oldu. Bu sayede  bir beyaz yakalı nasıl yaşar, hayatı nasıl deneyimler, hangi sorunlarla karşılaşır, o sorunları nasıl çözmeye çalışır gibi bir  sürü soruyu cevaplayıp, deneyimleme şansı elde ettim.

Yöneticilik hayatında  ekip çalışması, motivasyon, satış ve pazarlama gibi bir sürü alanda  deneyimim oldu. 2015 yılının  başında  ‘ Açık Ruh Ameliyatı ‘   adıyla bir kitap çıkardım. O zaman hala kurumsalda çalışmaya devam ediyordum, bu dönemde   içsel bir  yüzleşme yaşamıştım ve bu kitabımda, yaşadığım içsel yüzleşmeyi aktardım. 2016 yılının başında, kurumsal hayatı tamamen bıraktım ve tek başıma çalışmaya başladım. O günden bu güne bazı platformlarda konuşmalar yapıyor; hem bireysel de hem kurumsal da eğitimler, birebir özel seanslar, seminerler veriyorum.

İnsanın kendini bilmesi, iradesi, duygu ve düşünce yönetimi, kendisi için doğru teknikleri ve kararları seçebilmesi, bunun yanında  motivasyon, duygusal çeviklik ve mental dayanıklılık gibi konularda bilgiler veriyorum. Bunları paylaşırken özellikle evrensel olabilmesine yani İzzetçe değil de daha evrensel, herkese uyan şekilde olmasına özen gösteriyorum. Bu yüzden de felsefe, nörobilim, kademe öğretiler, mitoloji gibi, binlerce yıldır bu varoluşta olan kaynakları kullanmaya çalışıyorum. Tabi çok keskin bir giriş ama asıl mesleğiniz ne derseniz ben insan olmaya çalışıyorum. Gerçekten hayattaki önceliğim bu. Ne kadar başarıyorum bu tartışmalı ama gitmek istediğim yer, bu varoluşta bize verilen yetkinlikleri doğru kullanabilmek.

2 İnsanlar karşılaştığı sıkıntılarda moralini düşürmemesi gerektiğini  bildiği halde boşluğa düşüp kendini üzüntüye ve strese sokabiliyor. İnsan kendini yıpratmaması gerektiği halde neden yıpratma gereksinimi duyuyor?

Bunun birkaç tane açılımı var. Öncelikle bu duruma evrimsel ve nörobilimsel olarak bakalım. İnsanın aklı ve aklın ev sahibi beyin, sürekli olarak bizi yaşamda tutmaya çalışıyor. En nihayette biyolojik varlıklarız ve yaşamda sürekli bir ortam analizi yapılması gerekiyor. Örneğin, şuan da sizin oturduğunuz yerlerde beyniniz çoktan bir analiz yaptı ve oranın güvenli olduğuna karar verdi ve sizi oraya oturtturdu eğer güvenli olmasaydı bir dakika buraya oturma diyecekti. Biz bunu hayatta da arıyoruz, her türlü ilişkide, geleceğimizde, sınavlarda, finansal kaygılarda sürekli bir güven arayışımız var. Öyle olduğu için  beyin ilk olarak negatifleri görmeye programlanmış  çünkü  hayatı tehdit  edecek bir durum varsa onun ortadan kaldırılması lazım .

Buradaki negatiflik sadece fiziksel bir tehdit değil yani arkadaşının sana yalan söyleme ihtimali de bir tehdit, eşinin dostunun seni aramasını beklerken aramaması da bir tehdit, sınavdan düşük puan alma ihtimalin de bir tehdit. Bu  yüzden de ilk olarak negatife odaklanıyor çünkü bir negatiflik varsa ortadan kaldırmak istiyor.  Bu nedenle biz de  negatifi bulup, onun üzerinden üzülebiliyoruz. Bu nörobilimsel bir yaklaşımdır. Başka bir durum da şu ; bazı insanlar da üzülmeyi güvenli buluyor çünkü üzüldüğü zaman insani bir problemi olduğu için   her şeyi yapmaya hakkı var. Bana derlerse ki ” İzzet şunu yapsana”, “aaa ben çok üzülüyorum, şuan çok kötüyüm” demeye başlıyorum. Bütün sorumluluğumu  bir kenara bırakmak için müthiş bir mazeretim var.

Başka bir konu daha var.” İzzet nasılsın iyi misin, her şey yolunda mı ” dediklerinde, “çok kötüyüm ben, ilgilenin benimle biraz” diyorum, bu sayede mutluyken alamadığım ilgiyi mutsuzken alabilme ihtimalim ortaya çıkıyor. Tabi ki yargısal bir tonda söylemiyorum, bu insanın  doğasında olan bir durum . İnsanın kendisiyle ilgili birçok düşüncesi var, bunların bazılarının farkında, bazılarının değil. Eğer mutsuz bir olay başımıza geldiğinde, mutsuz olmayı hak ettiğimizi düşünüyorsak hemen oradan cımbızla mutsuz olunacak konuyu çekiyoruz ve kendi kendimize  ” bak gördün mü, ben haklıymışım, zaten sen mutluluğu hak etmiyorsun, mutluluğu hak edecek kadar değerli değilsin ” diyoruz.

Diyeceksiniz ki insan bunu kendisine yapar mı? Öyle bir yapar ki şaşarsınız  çünkü çoğu zaman mutlu olmak yerine haklı olmayı tercih ediyoruz, haklı olmak daha büyük bir güç gibi geliyor. Bu aslında  evrimsel bir durum çünkü ben haklıysam demek ki doğruyum anlamına geliyor. Doğruysak aklımız   “yaşamda kalma ihtimalimiz artar” diyor . Bunu çoğu zaman farkında olarak yapmıyoruz  fakat dediğim gibi haklı olmayı mutlu olmaya tercih etmiş oluyoruz. Haklı çıktığımız sürece de ” bak gördün mü kendimizi yine burada bulduk, bak gördün mü yine hata yaptık, zaten senden bir şey  olmaz,  aa hala buralarda patinaj çekiyorsun” gibi cümleleri söylüyoruz. Her  olayda farklı bakış açıları var, şimdi nasıl ki bazen sadece kötüyü gören arkadaşlarımız oluyor ve diyoruz ki ” yaa her şey mi kötü kardeşim bir tane de iyi yok mu? ” veya sadece iyiyi gören arkadaşlarımız var diyoruz ki” ya o kadar da iyi olur mu?”. Haliyle benim olayı olduğu gibi görmeye ihtiyacım var.

Kötüyü cımbızla çekerken, cımbızla çekebileceğim başka iyi noktalar var mı onu da ortaya koymak durumundayız ki bir denge oluşabilsin. Yani ne sadece iyiyi görerek, kötüyü yok sayarak ne de sadece kötüyü görerek, iyiyi yok sayarak çünkü şunu demiyor muyuz hayatta ” aa hiçte sandığım gibi çıkmadı, korktuğuma değmedi, bak o kadar üzüldüm hatırlamıyorum bile”. Bu farkındalığı; olayı deneyimlerken ,olay sıcakken oraya taşıyabilmek aslında yapılması gereken. Belli bir süre geçince diyeceksin ki boş boş şeylere üzülmüşüz. O zaman madem bir süre veya bir sene bırak bir seneyi bir hafta sonra bunu diyeceğiz, bütün yetkinlik aslında bunu biraz daha sakince dingin kafayla düşünüp, doğru analiz yapıp, o anı bulabileceğimiz en kısa ana taşıyabilmekte.

3 Hayatınızda sizi etkileyen keşke yapmasaydım dediğiniz bir anınız oldu mu? Böyle bir durumunuz varsa bunu nasıl aşmayı başardınız?

Tabi ki keşke dediğimiz anlar oluyor  ve olacakta. Yine konu; bu keşkeyi yaptığın hataysa başka keşke demezsin, bir seçimin sana keşke dedirtir, bir durumda olmak ya da olmamak sana keşke dedirtir oluyor. Yine  konu ne kadar hızlı çıkabildiğimiz. Burada birkaç tane şey vardır. Keşke yapsaydım ya da keşke yapmasaydım keşke söyleseydim ya da keşke söylemeseydim gibi haller. Bir kere değiştiremeyeceğimiz bir an ve olay için geçmişe dair o keşkenin, hiçbir anlamı yok ama değiştirebileceğim bir şey varsa geleceğimiz.

Keşke aslında  geçmişe dair gözüküyor ama en nihayetinde büyük resimde keşke sözü tamamen geleceğe aittir çünkü sen deneyimlediğin şeyin negatif sonuçlanacağı ile ilgili bir öngörü yaparsın geleceğe dair, o yüzden keşke dersin. Yani bugün keşkelik bir hareket yaptın, bir ay sonra yüzde yüz olumlu şekilde değiştirdin keşke der misin, demezsin öyle değil mi? Yüzde yüz olumlu değiştirdiyse,  biz neye keşke diyoruz çünkü  bir öngörüde bulunuyoruz. Bugünkü aksiyon yarına çok kötü yansıyacak keşke yapmasaydım  fakat benim kendime şunu demeye ihtiyacım var, bugün bu davranışta bulundum  bir daha bulunmamak için nasıl bir hazırlık içinde bulunmalıyım.  Kendime dair o anda bir daha bulunmamak için neyi daha değişik yapmalıyım. Bu ikisi çok önemli soru.

Ben bu keşkelik olaya; çok sık rastlanan bir şey değil, çok nadir rastlanan bu şey hayatımın fırsatıydı diyerek bakıyorum. Bu keşkelik olay için  cebime ne koyarsam bir sene sonra bu olaya baktığımda keşke yaşamamışım yerine yaa bak ben bu olaydan cebime bunu kattım o yüzden de iyi ki yaşamışım diyebilirim diye düşünüyorum. Bunu çıkardığım zaman, hakikaten bir sene sonra baktığımda, keşke dediğim yeri iyi ki de yaşamışız, bunu öğrendim. Fırsatı kaçırdım belki, söylemek istediğimi söyleyemedim ama daha değerli bir şey koydum. Daha değerli bir şey kattım. Kendim için böyle bir sonuç  çıkardığım zaman keşke yumuşuyor .

4 Hepimizin bildiği gibi içinde bulunduğumuz bu salgın dönemi çoğu insanı psikolojisi başta olmak üzere birçok yönden etkiledi . Sizce salgın bittikten sonra insanlar arasındaki iletişim eski haline dönebilecek mi?

Hepimizin bildiği gibi içinde bulunduğumuz bu salgın dönemi çoğu insanı psikolojisi başta olmak üzere birçok yönden etkiledi . Sizce salgın bittikten sonra insanlar arasındaki iletişim eski haline dönebilecek mi?

Öncelikle Covid-19 ömür boyu dünyamızda kalacak ama  pandemi olarak kalmayacak. Yani sağlık sektörüne yükü olmayacak, sadece grip gibi bir hastalık olarak devam edecek. Bu konuda bir makale okumuştum. Yazıda şöyle diyordu “pandemi insanlar arasındaki iletişimi ve bağ kurmayı arttıracak”. Sosyal yaşamın içinde sınıf farklılıkları, kültürel farklılıklar, etnik farklılıklar var. Herkes kendi tanıdığı insanlarla  kültürel, etnik, sosyal olarak etkileşime geçip onlarla devam etmek istiyor. Fakat pandemiyle birlikte, şu an bütün dünya aynı dili konuşuyor. Yani bugün dünyanın herhangi bir ucuna gidip, hiç tanımadığın, alakan olmayacak biriyle ortak konuşabileceğin bir konu var, o da ” pandemi “. 

Hepimiz aynı şeyi deneyimlediğimiz için ortak bir yakınlığımız oluyor. Bu sayede farklı etkiler yaşasak da ortak bir paydada birleşmemizi sağlayan bir bağın, yakınlığın  oluşmasını sağlıyor. Bir  yaklaşım salgının iletişimi olumlu  etkilemesi yönünde olurken , diğer yaklaşım  olumsuz etkilemesi yönünde. Sosyal anlamda pozitif olmayan değişiklikler meydana gelecek. Çünkü pandemi ; bugüne kadar ki sistemin bir ürünü, son noktası bu yüzden sistem değişmek zorunda.

Geçen sene sorulsaydı bu soru; hiçbir şey değişmeyecekti derdim çünkü hepimiz  yazın hiçbir şey yokmuş gibi devam ettik. Bu seneye bakınca, bilinçlerde birtakım değişiklerin olacağını düşünüyorum. İlk zamanlarda bayağı bir tüketimde bulunacağız, bir süre sonra bilinçli olan kesim ortaya çıkabilir, insanlar daha bilinçlenebilir. Tüketimin asıl konu olmadığını anladığında insan, mecburen maneviyatına döner. Yani dışsal tüketimden anlamını kaybettiğinde içsel maneviyatına döner. Bu yüzden böyle bir çıkarım olabilir.

5 İzzet Bey doktor olarak başladığınız yaşamınıza kitap yazarak, oyun sahneleyerek ,motivasyon eğitimleri vererek devam ettiniz. Bu kararı vermenizdeki en önemli sebep neydi ? Sizin gibi sektör değişimi yapabilecek insanlara tavsiyeleriniz neler?

Bu kararı vermemdeki en önemli sebep, yetersizliğim çünkü bu kadar çok alanla ilgilenmemin derinde yatan sebebi  “bakın ben hepsini yapabiliyorum, göreceksiniz de yaptığımı, kitabım var, tiyatro yapıyorum, eğitimler veriyorum, doktor da olurum kariyerde yaparım.” Bunun altında yetersizlik var fakat dışarıya yansıyanı muhteşem bir hayatımın ve çok yönlü bir yapımın olduğu. Bana göre bir insan bu kadar çok yönlü ise içinde derin bir yetersizlik var ve kendini ispat etmeye çalışıyordur. Bu benim görüşüm, bu İzzetçe bir şey yani evrensel bir şeyden bahsetmiyorum. Benim bu kadar çok yönlü olmamın sebebi tamamen kendimi ispatlamaktı, ben böyle deneyimledim kendimde.

Bu kadar çok yönlü olmanın hem olumlu hem de olumsuz yanları oldu. Her yeni bir süreç aslında kendini bilme sürecidir. Ben bilmediğim halimi bu süreçlerde deneyimledim, bu durum benim için mükemmel bir avantajdı. Başka sektör değiştirmek isteyenlere tavsiyem; değiştirmek istediğiniz sektörde zorlandığınız, kendinizle ilgili rahatsız olduğunuz durumu sorgulamadan, kaçmak istediğiniz durumu temizlemeden yani ortadan kaldırmadan orayı bırakma. Orası ne kadar yüzleşmekten korksan da  senin en büyük hediyen, bunu böyle bil. Rahatsızlıklarını ortadan kaldırdıktan sonra ne yapmak istiyorsan onu yap. Çünkü temizlemeden gittiğinde, o temiz olmayan kaçtığın halinle yeni tertemiz düşündüğün bir sayfaya başlıyorsun ama daha sen temiz değilsin, zaten sayfa kirli başlıyor.

Ben kurumsalda ne kadar sorun yaşadıysam, neyle sorun yaşadıysam kendi iş kurma sürecimde aynı sorunlarla karşılaştım ve aynı süreci tekrardan yaşadım . Bu yüzden konu sektör değil konu kendiniz. Eğer bir yerden kaçmak için sektör değiştiriyorlarsa; bol şans işleri zor, lütfen de yapmasınlar,  gözlem yapabilmek  ve diğer tarafa hazırlık yapabilmek için biraz daha dayansınlar. Bir yerden kaçarken hazırlığın çok olmayabilir bu yüzden beklesinler doğru zamanda adım atsınlar. Orayı temizledikten sonra kendi tutkuları, değerleri, deneyimleri, yetkinliklerine göre doğru yolu seçebilir, hayatlarına dair uygun resmi çizebilirler.

6 Bir insanın hayata bakış açısı ve motivasyon kaynağı size göre nasıl olmalıdır?

Hayata bakış açısı çok geniş bir kavram bu yüzden birkaç şey söyleyip sınırlandırmak doğru olmaz. Kendime göre yine İzzetçe bir şey söylersem, bazen çıkmazdaymışız gibi geliyor aslında hayatımızın devam ediyor bu yüzden  için çıkmaz diye bir şey yok. Seçeneklerden memnun olmadığımız ve o memnun olamadığımız seçeneklerden birini seçmek zorunda olduğumuzda çıkmazdaymışız gibi hissediyoruz. Her zaman bir seçenek var sadece biz memmun değiliz, o seçeneği kabul etmek istemiyoruz. Örneğin; birine yalan söyledik yakalandık, doğruyu söylememiz lazım o an diyoruz ki “büyük çıkmazdayım” aslında çıkmazda değilsin seçeneğin var doğruyu söylemek. Bu yüzden her zaman ilerleyecek bir alan olduğunu görmeye ihtiyaç var, ben hayatı böyle yaşamaya özen gösteriyorum.

Motivasyonun çok parametresi var ama neyi neden yaptığını bilenin, o durumda anlam bulanın, o durumun amacına nasıl hizmet ettiğini bilenin motivasyona çok ihtiyacı olmaz. Bir durumda anlam buluyorsanız, yani o durumun amacınıza nasıl hizmet ettiğini biliyorsanız akıl o motivasyonu kendi kendine yaratır. Eğer kendinizi zorla bir şeye motive etmeye çalışıyorsanız, demek ki yeterince anlam bulamamışsınızdır. Bu durumda iki seçenek var; ya o anlamı kendiniz yaratacaksınız  ya da uzun vadede bu durumun hayatınıza nasıl bir katkısı olabileceğini sorgulayacaksınız.

Sürdürebilir bir motivasyonun olması için çok doğru bir anlam yüklemeye ihtiyaç var. Neden bunu yapıyorum, neden yapmaya ihtiyacım var, yani konu ders çalışmak değil ders çalıştıktan sonra gireceğin sınavda yüksek not alırsan veya geçersen onun sana ne sağlayacağı. Eğer doğru motivasyon için küçük  resimden bakıyorsan o anlamı bulamazsın, büyük resimde bakarak o anlamı bulabilirsin. Kısacası, insan hayatında ne yaşarsa yaşasın ilerleyebilecek  bir alanı isterse bulabilir.

7 Yeni mezun  ve üniversitede okuyan arkadaşlara  kariyerlerini oluşturmada ne gibi tavsiyeler verebilirsiniz? Kendilerini nasıl geliştirebilirler?

İstedikleri şeyi yaparken, ne hissetmek istiyorlar bunu bir düşünmeliler. Ne yapıyorlarsa bir hizmet veya bir araç olabilir, bu ortaya çıkardıkları ürünün satış aşamasında karşı taraftaki alıcıda ne hissettirmek istiyorlar bunu da bir  düşünsünler. Sattığın ürün karşı taraftaki insanlar için ne hissettirsin sorusunun cevabını uygun olarak ürününü ortaya koymalılar. Hayatında başkaları onun hakkında konuşurken hangi sıfatı en çok duymak istiyor, bu tarz soru ve cevaplarla kendi iş seçenekleri filtreleyip doğru tercihi yapabilir. Eğer imkanları varsa mutlaka bir ay, bir buçuk ay ne kadar zaman olursa hayatında ne seçecekse o işi tam da mutfağında görüp, deneyimlemeli. Bu sayede deneyimiyle  birlikte bu işi gerçekten isteyip istemediğine dair karar verebilir, rehber olma yolunda en önemli şeyi  kazanmış olur. Bu yolla kariyer hayatında verdiği kararları daha sağlıklı bir şekilde vermiş olur.

8 Kendinizi kötü hissettiğiniz anlarda nelerle uğraşıyorsunuz, moralinizi nasıl düzeltiyorsunuz?

Öncelikle moral bozukluğuna izin veriyorum. Bu çok önemli çünkü moral bozukluğu, hüzün ve birazcık melonkolik hal bize ait bir şey. Bize genelde ” üzülürsen ayağa kalk, burkulma, üzülme, kimse seni güçsüz görmesin, güçsüz görürlerse ezerler, hep güçlü ve dik dur” dendi. Halbuki incinebiliriz, bunda hiçbir sorun yok çünkü buna da ihtiyacımız var. Oradan çıkmaya çalışıp, patinaj çekmemeye özen gösteriyorum çünkü bu insan için çok doğal. Mutsuz da olabiliriz bu da hayatın bir parçası, mutluluk kadar mutsuzluk da var .

Hayatımın her anında mutsuz olma riskim var, kim bilir kaç defa mutsuz olacağım bu gerçeği bilerek yaşıyorum. Burayı böyle sakin karşıladığımızda; mutsuzluğun da sizi yorması, zarar vermesi, paniğe sürüklemesi azalıyor ve çok dingin bir mutsuzluk yaşamış oluyorsunuz. Mutsuz halinizle de bağlantıya geçme ihtiyacınız var ki onu ne söylediğini, onun ne anlatmaya çalıştığını duyabilin. Biz mutsuz olduğumuz anda güçlü olmaya çalıştığımızda mutsuz seni, kendinin bir parçasını yok saymış oluyorsun ve erteleye erteleye ilerde ciddi anlamda sıkıntılara oluşturuyorsun.

Mutlu değilsen, mutsuz halinle iletişime geç onu dinle, nasıl hissediyor, ne yapmalı, neden böyle bunları mutsuz haline sor. Ayrıca o durumda dahi benim ilerleyecek bir alan bulabilme ihtimalimin var olduğunu unutmuyorum. Eğer  bunları yapamıyor, uygulayamıyor sınırlarımı zorladıysam, dışarı çıkıyor, yürüyüş yapıyor, müzik  dinleyip, birileriyle konuşup rahatlamaya çalışıyorum. Bu sıkıntıyı daha önce yaşamış olabilecek insanlarla iletişime geçiyorum veya aklına, ruhuna, kalbine, görüşlerine , hayat deneyimlerine çok güvendiğim insanlarla konuşuyorum.

İzzet Bey ‘ in linkedln hesabı:

https://www.linkedin.com/in/dr-izzet-memi-9226b035

İzzet Bey ‘ in web sitesi:

http://izzetmemi.com

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bültene Abone Ol
en son haberleri, duyuruları, ilanları, etkinlikleri almak için abone ol
İstediğiniz zaman abonelikten çıkabilirsiniz